2 Ağustos 2013 Cuma
''Papatyalar al, gel bana.''
Bu sözü kaç yere yazdım bilmiyorum. Test kitaplarına, kağıtlara, facebooka daha bir çok yere.
Hani deseler ki ne isterdin sevgilinden.
Vereceğim cevap da bu olurdu.
''Papatyalar alsın, gelsin bana yeter.''
Yani bu küçük bi şey mutlu ederdi beni.
Ben her gün ne umutlarla geldim okula. Yazıyorum her yere. görmüyor mu acaba diye düşünüyorum. Sonra sizin sınıfın camının karşısında papatyadan taç yaptırdım, oturdum bekledim. Ne şansmış ki bende ki çıkmadın. Sonra zil çalınca kalktık, merdivenlerden çıkarken bir de ne göreyim. Başka iki kızla konuşuyorsun kapının önünde. Resmen yıkıldım. Arkadaşlarım filan Prenses gibi olmuşsun demişlerdi. Hoşuma gitmişti neden biliyor musun? Çünkü küçüklükten beri hep papatyadan taç takınca prenses gibi görüneceğimi düşünmüştüm, ya da beyaz bir elbise ile.
Ama o gün papatyadan taç takmak ikinci planda kalmıştı çünkü ilk plan senin görmendi. Sesli konuşmadığım mı kaldı, kahkaha atmadığım mı. O an ki psikolojiyle tepki verecek olursam siktiğimin penceresinde çıkıp bana bakmadın.
Neyse buradan da anlayacağın gibi. Bana küçük bi papatya da versen mutlu olacak bi insanım. Bir de gülümsesen. Yani hayalimde ki gibi tam gerçekleşmez. Çünkü hayalim daha uzak kentler de gerçekleşebilir. Bir papatya verirken bana yanağıma aniden bi öpücük kondurman gibi. Küçük şeylerden biz olduğumuz da mutlu olmak gibi. Beni sevmen gibi, seni sevmek gibi. Çünkü ben seni severken mutluyum. Sevmek güzel şey, seni sevmek ise apayrı bir dünya sevgilim.
Seni çok seviyorum.
My hero.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder