31 Temmuz 2013 Çarşamba

Onu sevdiğim için çok şanslıyım. Bu dünyada incinip incinmeyeceğine dair tercih yapma şansın yok ancak seni kimin inciteceğini seçebilirsin, ihtiyar. Ben kendi tercihlerimden memnumun. Umarım o da tercihlerini sever.
Okuduğum kitabın son satırları bunlar. -Aynı yıldızın altında- Kanserli bir oğlanın sevdiği kanserli kız için, kızın en sevdiği yazara yazdığı mektubun son satırları. biraz uzun bir tanım oldu ama öyle. Acıklı bir öyküydü. ve o gün yaşadığım olayın üstüne bu kitabı bitirince deyim yerindeyse hüngür hüngür ağladım. Bildiğimiz ortalama bir tuvalet kağıdını yarılamıştım. Gözlerim kızarmıştı. Ve ancak sabah kalktığımda kızarıklıklar geçmiş yerini şişliğe bırakmıştı. Neyse konumuz bu değildi.
 Konumuz başta yazdığım ölen bir gencin son satırlarıydı. Benim hissettiklerimi kağıda dökmüştü yazar kanserli genç yoluyla.
 Ben sevdiğim için şanslıydım. Bana yanlışlarımı söylediğinde sana kırılmıyordum aksine seviniyordum. Çünkü bunu dost diye bildiğin insanlar yapmıyor. Sana komik gelebilir ama kısa bir örnekle anlatayım mesela. Çorabın yırtıldığında gördükleri halde kimse uyarmaz sen eve gittiğinde fark edersin. Ama ben samimi olmadığım insana bile gidip söylüyorum. bu durum çantam açıldığında da aynı. Yani söylesen ölmezsin ama ne düşünüyor bilmiyorum ama söylememeyi tercih ediyor. Bunları sana buradan anlatıyorum çünkü konuşurken pek vaktimiz olmuyor. hem böyle ayrıntılarla zamanımızı harcamayalım buradan anlattığımda okuyacaksın artık zaten.
 Daha böyle çok anlatacağım şey var sana. Her kitapta ikimizi buluyorum. Hatta en son bi keresinde oğlanın dediklerini okurken arka fondan senin sesini duyar gibi oldum. Sandım ki sen konuşuyorsun aslında birbirlerini o kadar güzel seviyorlardı ki seni konuşturdum beynimde. O an çok mutlu olmuştum. Çünkü başka zamanlar sesini ya da yüzünü hatırlamakta zorlanıyorum. Bir anda beynimde sesini duyduğumda mutlu olmuştum. Başka bir günde hatırlamakta zorlanmak ile ilgili bir kaç şey söyleyeceğim galiba. Hem daha Nazımın şiirlerini okumayı bitirmedim. Oradan da çok şey yazarım.
Seni seviyorum, kahraman sevgilim benim.
En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk: henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz:  henüz yaşamadıklarımız.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür
                                                                                                    Nazım Hikmet.

 Ne güzel demiş Nazım değil mi sevgilim. Bu bir umudun satırlarıdır benim için. Daha zamanımız var, olacaktır da inşallah. Seninle gideceğimiz denizler var daha. Samsun'a gideceğiz mesela. Sahil kenarına ellerin ellerimde deniz kokusunu içimize çekerek gezeceğiz. Sonra bir yere oturup gün batımını izleyeceğiz seninle. Belki küçük bir ateş yakarız ve kumsala boylu boyunca uzanırsın, bende hemen yanına uzanırım. Filmlerin çoğunda gördüğümüz bir sahnedir belki ama gerçekleşmemesi için bir neden yok değil mi?
  En sevdiğim ise ''henüz yaşamadıklarımız'' yani seninle beraber geçireceğim daha çok gün vardır diye dua ediyorum. Korkuyorum seninle tam olarak mutlu olmadan ölmekten korkuyorum bazen. Neyse nerede kalmıştım. Evet, beraber geçireceğimiz ve henüz yaşamadığımız günler. Yaşayacağız sevgilim, güzel günler göreceğiz seninle. Ben her sabah kulağına şiirler fısıldayarak uyandıracağım seni. Mutlu sabahlarımız da olacak umarım, mutlu günlerimiz de. Birbirimizi severek geçireceğimiz günler, üzülsek de kırılsak da birbirimize hep yanımda, hep yanında olacağım günler geçireceğiz.
 Ve sana söylemediğim daha çok şiir var. Sana yazacağım daha çok cümlem var, bu özlem bizimle oldukça daha çok cümleler kurarım ben sana, ikimize. Şikayet etmiyorum ben böyle de seviyorum, sana yazmak bile mutlu ediyor yanımda olduğunu biliyorum ya.
 Benim mutluluğum senin gülüşünün üstüne kurulu demiştim. Sen mutlu olursan ben daha üzülürüm yaşadığımız bu duruma inan ki. Biliyorum beraber atlatacağız bunu da. Sonra yine mutlu olacağız. Zorluklara beraber kürek çekeceğiz  ve sonunda huzurlu bir adaya çıkacağız. Tekrar ellerimiz birbirine kavuşacak. Ben sana, sende bana.
 Her ne kadar canımı sıksa da ve sabırsız bir insan olsam da sen yanımdayken bu da sorun olmayacak. Beraber sabredeceğiz, dayanacağız biz beraber direneceğiz.
İkimiz için.
Mutluluğumuz için.
Geleceğimiz için.

  
 Bazen mutluluklarınızdan büyük bir kule inşa edersiniz. her mutlu olduğunuzda o kule de yükselir. ve bir gün biri gelir hiç çekilmeyecek bir taşı yerinden çeker. Önceden verdiği bir kararı sırf karşısındakinin hayalini doğru bulmadığı için değiştirir.
 İşte o bütün kule benim üstüme yığıldı. Mutluluklarımın altında ağlayan küçük bir kız çocuğu gibi kaldım. Ezildim. Saatlerce ağladım, üzücü bir roman okuduğumu ya da dramatik bir film izlediğimi bahane edip daha da ağladım. Gece çok geç olduğunda yatağıma yattım. Selpağımı alıp ağlamaya orada devam ettim. Sonra sabah kalktığımda zaten küçük olan  gözlerim bir göz altlarımın şişmesi üzerine daha da küçülmüştü ve biraz da ağrıyordu. Baş ağrısını da unutmamak lazım tabi ki.
  Ona söyledim, eğer devam edeceksek en çok 3 yıl bekleyeceğiz. Tabi arada şansımız bir kez yaver giderse yan yana gelebiliriz. Ama onun dışında uzaktan bir sevgi yeşerteceğiz kalbimizde. Beklemek istemezsen anlarım dedim. Ki gerçekten anlardım da. Çünkü birinden beni 3 yıl beklemesini isteyemem. Ama o kesinlikle gitmeyeceğini söyledi. Hep bekleyeceğini de ekledi. Ben de ona bekleyeceğimi söyledim. aralıklarla da olsa 1 yıla yakın bekledim. Yine beklerdim. Onu böylesine çok ve içten seviyorken nasıl beklemeye bilirdim ki zaten. Keşke mutluluklarımız daha uzun sürse. Ve keşke ağladığımda başımı onun omzuna koyabilsem, orada huzur buluyorum çünkü ben. ve şimdi ellerinden, omzundan, gözlerinden uzak kalacağım. Sadece uzaktan bakacağım. Ama o anlayacak biliyorum göz göze geldiğimizde gözlerimde ona olan aşkımı görecek. Konuşmasak da bunu anlayacak biliyorum.
 En büyük tesellim onun yanımda olması zaten. Ve hep yanımda olacağını söylemesi. Ve ben böyle bir adamı kaybetmekten çok korkuyorum. Keşke kendi hayatımızda ki insanların bazılarını seçebilseydik veya onların bazı düşüncelerini biraz olsun yumuşata bilseydik iyi olmaz mıydı. Çok iyi olurdu ama olmuyor, yapamıyoruz. Yapabileceğimiz en iyi şey, daha doğrusu benim şu an yaptığım en iyi şey ağlamak.
 Gidip sınava çalışacağım şimdi. İstediğim yere gidebilmek için elimden gelenin en iyisini yapacağım ve oraya gideceğim. İnanıyorum ki o da gelecek sonradan benimle. Bizim mutlu olacağımız tek yer farklı bir şehir zaten. İhtiyacımız olan tek şeyde bu. Ve buna sahip olabilmem bir sınava bağlı. Benim oturup en iyi şekilde hazırlanıp gitmem lazım. Ancak o zaman ona istediğim gibi sarılabileceğim ve mutlu olacağım. Tek ve en güzel umudum bu benim. Buna tutunacağım kötü şeyler düşündüğümde. Bir gün onunla mutlu olabileceğimiz günler gelecek aklıma. Ben bunu başaracağım inanmaya bir çok insana rağmen, inanıyorum ki o da başaracak. Sonra bir gün hayatlarımızı birleştirirsek eğer o günde bir çok kişiye rağmen gerçekleştirmiş olacağız. Ben inanıyorum ki o da olacak. Tek yapabildiğim dua edebilmek ve çalışmak. Bunları en iyi şekil de yapacağım.