11 Eylül 2014 Perşembe

son 3 gün...
gelişin beni o kadar mutlu ediyor ki. ne çok zaman bekledik. sanki beklemek alnımıza yazılmış gibi. her duyduğum slow müzikte gözlerim dolu dolu. her ayrılık sahnesinde sanki biz ayrılıyormuşuz gibi -Allah korusun.- iç çekişlerim var benim.

şarkıyı dinleyelim sevdiğim.*

üzülmemek elde mi ? gözyaşlarını içine atabiliyorsun peki sonsuza kadar içinde tutabilir misin gözyaşlarını? zamanında ağlamazsın zamansız yere yığılmaz mısın? bu sefer ki düşüş daha çok can yakmaz mı sevgilim? yere düştün.
canın yandı.
içine attığın o tüm gözyaşları süzülüyor yanaklarından..
kaldırım taşına oturmuşsun bir sokağın ortası ve bir gece vakti
burası büyük şehir kimsenin umurunda değilsin
ağla lakin kimseden bir şey bekleme
uzanırsa sevdiğinin eli sana şanslısın
başka türlüsü güç*

-bunların hepsi hayal ürünü kelimelerim canlanıyor sevgilim. bunlar benim kelimelerim ilk nefes alışı, yaşıyormuşum inanabiliyor musun? bu müziği yazalım bi' kenara. tekrar nefes aldık. neden bu kadar sevindim biliyor musun? çünkü bu 4-5 yıl içinde çok ihtiyacım olacak sen olmadıkça onlar benim tek sığınağım olacak. sana seslenişim olacaklar, özlemim olacaklar...







hayaller, hayallerimiz*
çok abartılı şeylerden hoşlanmam biliyorsun, sade fakat çiçekli bir gelinlik istiyorum. tamamen değil fotoğraftakine benzer dantel kısmı çiçekli olsun. eğer bizim elimizde olsaydı öyle çok kalabalık bir düğün istemezdim. bu arada düğün şarkımız da kore müziği olabilir mi? bildiğim çok güzel müzikler var. biliyorsundur zaten kore dizilerine o kadar taktım ki bu arada. orada ki -şu ana kadar izlediğim dizilerdeki- aşklar hep mutlu sonla bitiyor. bizim ki de mutlu olur. -inşallah.- eğer biz de düğün şarkımızı seçeceğimiz zamanlar bu şarkılar hala bana seni hissetiriyor olursa dans edebiliriz değil mi ? ben öyle umuyorum. o zamanlar tüm kalbimle bekliyor olacağım.

seni seviyorum superman*

7 Eylül 2014 Pazar


bu bana yaptığın ilk papatya tacı sevgilim. sırf bunu verebilmek için işin olmadığı halde benim yanıma gelmiştin. bir de peçeteye sarıp saklamıştın onu zarar görmesin diye. ben de şimdi öyle yapıp en güzel şekilde koruyorum onu. bilirsin anıları saklamayı severim. hatta karnım ağrıdığında bana aldığın ilacı getirdiğin poşeti bile saklıyorum ben. düşünsene poşeti bile. öyle değer veriyorum senin elinden gönlünden kopup bana verilmiş her şeye.

 -bir doksan günün daha sonuna geliyoruz sevgilim. haftaya yanındayım, yanımdasın. ama sadece bir kaç saatliğine. sarılır mıyız? bilmiyorum. çünkü biliyorsun biz asla o dizlerde ki aileler kadar rahat ailelere ve bir şehre sahip değiliz. bizim yolda yürümemiz bile küçük çaplı bir olay olabiliyor. bazen sırf bu yüzden keşke dizlerde ki gibi hayatımız olsa diyorum. ama asla o amerikan dizlerinde ki gibi değil. o kadar geniş sevgililik anlayışı bana da aykırı. hani o izlediğim kore dizleri var ya tıpkı onlar gibi. oradaki esas kız ben esas oğlan sen oluyorsun hayallerim de. kimse bilmiyor ama işte bu yüzden dizi de onlar ayrılmak zorunda kaldığında hüngür hüngür ağlamam bundan işte. ya ikimize de böyle olursa diye. ama işte kore dizlerinin en güzel yanı hep mutlu bitiyor. peki ya bizim hikayemiz sevgilim? sürekli ayrılıklara gebe olan bizim hikayemiz de mutlu biter mi? biz de bir gün hiç ayrılmamak üzere kavuşur muyuz? bu bizim hayalimiz peki ya gerçekleşir mi? dua et sevgilim. çünkü sen benim hep dualarımdasın zaten.

 -bu kavuşmanın en zor yanı ne biliyor musun sevgilim. beş gün sadece beş gün sonra bu sefer ben gidiyorum ve sen benim şehrimde kalıyorsun. bu sefer sınava sen hazırlanacaksın ben senin için endişeleneceğim. sen ise ben farklı bi şehir de olduğumdan benim için endişeleneceksin halbuki yan yana olsaydık endişelenmezdik bu kadar. ama her şeyin bir zamanı var değil mi bu hayatta. mutluluğun bile.